Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

    Haydi, itiraf edelim, mutfağımıza gelen isimler, yemek yapmayı bilmediklerinde, çekimlerimiz daha eğlenceli geçiyor. Oyuncu Murat Tavlı da mutfakla arası iyi olmayanlardan. Olsun, mutfağa yakıştı, güzel poz verdi. Ayrıca kadın – erkek ilişkileri üzerine de ilgimizi çeken birçok cümlesi oldu. Muhtemelen siz onu ekranlardan tanıyorsunuz ama kendisinin çok satan 3 kitabı var. Kitap fuarlarında okuyucu kitlesi uzun kuyruklar oluşturuyor. Renkli karakteri ile konuğumuz olan Murat Tavlı’ya dair daha fazlası ise söyleşimizde…

    Söyleşiye tersten başlayalım mı? Oyuncusun, yazarsın. Aslında başardığın şeyler ortada. Hayatta neyi başaramadın, oradan başlayalım mı?
    Aslında şu zamana kadar hayalini kurduğum şeylerin bir şekilde ucundan tutup başardım diyebilirim. Kendime ait bir projeyi beyaz perdeye aktarmak istiyorum ve tamamen benden izler taşıyan, benim hikayemi anlatan, yönetmenliğini yapmak istediğim sinema filmi hala başaramadığım bir şey. İnşallah bir gün onuda başarırım diye düşünüyorum.

    Kaç yaşındasın?
    29 yaşındayım.

    Kitapların var. Ne zaman yazmaya başladın? Kitaplarınla tanışmayanlar adına soruyorum. Kalemini nasıl tasvir edersin?
    Okumanın az olduğu bir ülkede ayda 1000 tane kitap çıkıyor. Bunların %80’i neredeyse rafta yer almıyor. Babam da zamanında anneme şiir yazarmış, yazmak bizde genetik sanırım. Ufak yaşlarda da farkındalığı yüksek bir çocuktum. 13 yaşımda yazmış olduğum şiiri buldum. Baya yanık yanık yazmışım. Oyunculukla beraber de; ben olsaydım bu repliği şöyle yazardım demeye başladım. İlk kitabımı 26 yaşında çıkardım. 22 yaşında yazmış olduğum bir tiyatro oyunu var.

    ”Ne Münasebet” oyunu var, ödül almış olan. İlk kitabım “Hanfendi Bi Bakar mısınız?”. Kadın – erkek ilişkilerini anlatıyor. İlişkiler üzerine, gözlemlerimi aktardığım bir kitap. Sonra, 2015 yılında “Bu Yalnızlık Bana Fazla Bölüşelim mi?” romanım çıktı. Denemeden romana atlamak çok riskli bir şey açıkçası. Ben hemen ikinci kitapta roman yazdım. Oda çok güzel bir roman oldu. Şua 28. baskısında. 2016 Kasım ayında “Kuytu” diye bir kitap daha çıkardım. Benim bu zamana kadar en çok yüreğimi sızlatan kitabım oldu. Bundan sonrasında kaç tane daha kitap çıkarırım bilmiyorum ama Kuytu’yu yazarken gözlerim doldu.

    Baya kitap fuarlarına falan katılıyorsunuz öyle mi?
    Ben her hafta sonu, yurtiçi ve ya yurtdışında bir yerlerdeyim.

    Popüler bir dizide rol alıyorsun. Ekranda olmandan kaynaklı, kitaplarına olan ilgi de daha fazla oluyor olabilir mi?
    Tabii ekranda olmam etkendir. Çünkü No: 309 dizisi şuan çok popüler. Amma velâkin şöyle bir durum var; kitap tutkunu olan insanlar gerçekten dizi izlemiyor. Dizi izlemedikleri için No: 309 dizisini bilmeyen de çok var. Hiç ara vermeden 5, 6 saatlik imzalarım oluyor. Kitaplarımı okuyup gelenler olduğu için neye hakim olduklarını da çok net görüyorum. Sadece bir hayranmış gibi orada bulunmuyorlar.

    Paralel kariyerler yöneten insanlar için; yaptığı işlerle ilgili net konuşmak zorlu oluyor. Oyuncu ve yazar kimliklerini önüne koyduğunda, hangisi benim esas kariyerim diyorsun?
    Ben oyuncuyum. 13-14 yaşında tiyatroyla tanıştım. 15 senedir hiç ara vermeden devam ediyorum. Ama 2014 yılından beri kitap çıkartıyorum. Ben kitap yazmayı seviyorum. Bunu nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama “bilginin zekatı”diye bir şey vardır. Bir şeyi biliyorsanız eğer onu paylaşmanız gereklidir. Eğer ben de insanların bakış açısında bir şeyleri değiştirebileceğime inanıyorsam, onu yazmalıyım. Bana hep soruyorlar mesela, “kitap yazmak nasıl bir duygu?” Ben şunu diyorum, “derdi olan insan kitap yazabilir.” Yazarken herhangi bir ticari kaygım hiç olmadı. Kitaplarımı, kendim okumak istediğim gibi yazıyorum

    İçine sinmediği halde sadece genel-geçer doğru olduğu veya beğenileceğini bildiğin için yazdığın bir şey var mı mesela?
    Hayır. Hiçbir ticari kaygı gütmeden yazıyorum. Zaten o samimiyet ve o özüne döndüren şey insanları içine çekti. Ben hiçbir şekilde, “bu çok tutacak” veya “şimdi öyle bir söz yazıyorum ki kadınlar mest olacak” falan hiç böyle düşünmedim. Yani ne yazmak istiyorsam onu yazdım. Yazarken de gerçekten yazdığım şeyi yaşamam gerekiyor, gözümde canlanması gerekiyor. Aksi takdirde yazmam.

    Oyunculuk kariyer planlamanda neler var?
    Ben birbirinden farklı karakterleri canlandırmayı seviyorum. İnsanları yine şaşırtacak, yine akıllarında yer tutacak projelerde olmak istiyorum. Bundan sonra imza atacağım işlerde de seçici olmaya dikkat edeceğim. Tipoloji olarak şanslı bir adamım. Çirkinleşebilirim, çok yakışıklı olabilirim, halk adamını ya da bir salon adamını canlandırabilirim. Bundan sonra da, Murat Tavlı’ya değil, oynadığım karakterlere hizmet ediyor olup, sadece işin hakkını vermeyi planlıyorum.

    Hem oyunculuk hem de yazarlıkla ilgili aldığın en iyi veya en kötü eleştiriler neydi?
    Çok kötü eleştiri hiç almadım. Bir şey yazarken kendi içimde şunu söylüyorum. Bir mod belirliyorum ve inşallah bir şeyi yazdıktan sonra insanlar bana bu ortaya koymuş olduğum mod üzerinden bir cümle kurar diyorum. Ve okur, yazmış olduğum her kitaptan sonra kendi içimden geçirdiğim cümle ile bana geri dönüş yapmıştır. Bu da benim amacıma ulaşmış olmam, haliyle iltifatım oluyor. Oynadığım karakterlerde de; ne kadar inandırıcı olduğumu söylediklerinde iltifat sayıyorum.

    En son sana beyin anjiyosu yapan cümle ne oldu?
    Ben herkesin derdini sahiplenirim. Sen derdini anlatırsın, sen unutursun, ben unutmam. Fazla empati yapıyorum. Bir arkadaşım, bir gün ‘sen kendini hiç mi sevmiyorsun’ dedi. Durdum, seviyorum, dedim. ‘O zaman bunu kendine niye yapıyorsun’ dedi. O cümle beni kendime getirdi diyebilirim.

    Kadın erkek ilişkileri üzerine kitap yazmış biri olarak; kadınları ne kadar tanıyorsun?
    Kadınları tanımak mümkün değil yani. Öyle bir şey değil yani. Ben bunun kitabını yazdım ama ben bir ilişki yaşadığımda, aynı odunlukları yapmaya devam edeceğim. Çünkü benim metabolizmam böyle çalışıyor. Kadınla erkeğin hormonel farklılıkları dışında yaradılışlıktan da gelen farklılıklar var. Kadınlar anlık duyguları 11 dakika yaşayabiliyorken, biz erkeklerin yaşayabildiği 2 dakikadır. Kadınların 14 saniye empati gücü varken, erkeklerin empati gücü 3 saniyedir. Kadın onu düşünene kadar erkek hemen unutuyor. Tabii kide tanıyamadım. Ben sadece böyle yapsak şöyle yapsak daha iyi olur gibisinden biraz insanları güldürmek istedim. Bu sorunları annemle babamda yaşıyor. Benim rahmetli anneannemde yaşadı. Anneannem Alzheimer oldu. Biliyorsunuz Alzheimer hastaları önceden olmuş şeyleri hatırlarlar. Anneannemin ilk yaptığı şey dedemin mevlitlerini yaptırmamak oldu. O beni 30 yaşında aldatmıştı dedi. Dedemin senelik duasını anneannemden gizli okutmaya başlattık.

    Kadınlarda en çok neye gülüyorsun?
    Kadınlarda ben her şeye çok gülüyorum. Kadınlar beni çok severler. Kadınlarla çok iyi anlaşırım. Ama ilişki anlamında bakıldığı zaman çok iyi olduğum söylenemez.

    Eh, konuyu sen açtın. İlişkilerde nasıl bir adamsın?
    Hep uzun ilişkiler adamı oldum. İlişkilerde neden böyle yaşıyorum bilmiyorum, alınganlık hat safhada. Adam yazıyor, adam oynuyor, adam sanatçı, adam çok hassas. Bu kuşun kanadı kırık diye üzülen bir adamım. İnsanlar duygusallık deyince yanlış anlıyorlar. Duygusallık demek, özel günlerde sürpriz yapmak demek değildir. O sürprizler, kadının kendini motive etmesidir. Biz erkekler işçi değiliz, böyle bir yükümlülüğümüz yok aslında. Ben seni seviyorum demektense; sevdiğimi göstermeyi tercih edenlerdenim. Herkes evlenilecek adam yok, kadın yok diyor. Aslında kadın – erkek beklentileri farklı. İnsanlar birbirlerini merdiven olarak kullanma derdinde, gerçek bir ilişki yaşama derdinde değil.

    Buradan anlıyoruz ki kalbin boş.
    Benim kalbim o kadar dolu ki. Tema sevgiyse eğer doğadan alabileceğin sevgi kaynakları çok. İnsanlar seni seviyorum cümlesini neden kuruyor biliyor musunuz? İnanın çok acı ama bende seni seviyorum cümlesini duyabilmek için. Hep bir alış-verişteyiz yani. Özellikle yeni nesili çok yakından takip ettiğim için bunu söyleyebiliyorum.

    Çapkın mısın?
    Değilim. Çok ne istediğini bilen bir adamımdır. Hayatımda hiç kimseyi aldatmadım. Çok seçici davrandığım için hayatıma giren kadınların da beni aldatmadığını düşünüyorum.

    İstanbullu musun? İstanbul senin için nasıl bir şehir?
    Karadenizliyim yani Kastamonuluyum ama İstanbul’da çok eski bir semtte Gaziosmanpaşa Eyüp’te o eski dokuda büyüdüm Balat’ta. İstanbul gerçekten o kadar enteresan ki; kimini intihara sürüklemiş, kimine yaşam sevinci olmuş, kimine ilham kaynağı olmuş şiirler yazdırmış,kimine hırs olmuş, sen mi büyüksün ben mi büyüğüm dedirtmiş. O yüzden İstanbul’a nerden baktığın çok önemli sadece bir şiir olarak bakarsan yaşayıp gidersin ama İstanbul’da var olma mücadelesi vermeye kalkarsan bu şehir seni yutar. İstanbulbizi yaşlandıran ve tüketen aynı zamanda da yaşlılığımızı garantiye alan şehir. İlerde paramı kazandıktan sonraki planım Ege’ye taşınmak olacak.

    Mutfakla aran nasıl?
    Mutfakla aram çok fazla yok. Anneme sorarsan zor bir adamım. Biraz, onu yemem, bunu yemem durumlarım var. Takıntılı bir adamım. Hayatımda her şeyi program ve plan dahilinde yaptığım için bana set 7:00 başlayacak dedilerse ben 6:59 beklerim mesela. Çok güzel yumurta yaparım, ton balıklı salata yaparım, çok güzel çay demlerim, çayı çok severim, tiryakiyim. Tencerede yapılan yemekleri yapamam pratik olanları yapabilirim.Ben ne kadar zararlı şey varsa onu seviyorum ama yiyemiyorum. Bazı insanlar özenerek yemek yapar, onlar için yemek yapmak keyiftir. Benim için hiçbir zaman keyif olmadı. Benim için simit de yesem aynı, kebap da yesem aynı. Yemek yemek benim için sadece ihtiyacımı gidermek diyebilirim.