Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

    En iyi makine en iyi fotoğrafı çekseydi en iyi daktiloya sahip olan da en iyi romanı yazardı. – ARA GÜLER

    Merhaba Metcan Bey bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
    Merhaba Metcan Eras ben Creative Director Fotoğrafçı ve Metcan Eras Photograpy’nin Kurucusuyum. Medya iletişim mezunuyum. 86 doğumluyum, soğuk bir ocak ayından Kadıköy’de dünyaya geldim.

    Fotoğrafçılık işine ne zaman başladınız. Ne kadar yıldır uğraşıyorsunuz?
    Hımm Fotoğrafçılık işine 2000 senesinin ocak ayında doğduğum tarihle hemen hemen aynı ayda başladım, hatta benim için iki hayat olarak tanımlamışımdır ben bunu, fotoğraftan önceki ve fotoğraf sanatıyla tanışmamdan sonrası diye. Bizim mahallemizin fotoğrafçısında başlamıştım, ilk, hatta buradan kendisine çok selamlar ilk ustam olur kendisi sevgili Berkan Özkök, O zamanlar babamın eski bir makinesi vardı hiç unutmam 64 yapımı Kodak Retina Raflex III ler’den ve babam bunu sürekli benden ve kardeşimden sakınırdı vermezdi yani saklardı. Ben onu sakladığı yerden bir şekilde bulur gider Berkan abiye verirdim, filmini takardı ayarlardı bak böle böyle çekeceksin falan bak sakın ayarıyla oynama bozulur diye, bende giderdim, ne bulursam ama, çöp, kedi, yol, arkadaşlarımı, okulu falan çekerdim, getirir verirdim Berkan abiye, gönderir bastırır getirirdi verirdi bana, bende hayranlıkla çektiklerime bakardım böle, nasıl çekiyorum yaa on numara çekiyorum, mükemmel falan deyip işte böyle böbürleniyordum, çocuk kafamla, halbuki hiç bir şey yok yani fotoğraflarda. Oda bir gün gene böle götürdüm makineyi, dedi olum bundan sonra okulda sonraları buraya geliyorsun çırağım olacaksın dedi. Şaşırdım önce, gerçekten mi abi dedim, evet dedi dedim abi bak benle dalga geçme, tabi o zamanlar hani çalışmak para kazanmak nedir çok bilmiyorsun, abi vallamı ya falan derken, ağzıma şakayla karışık vurdu bir tane, artık abi falan yok dedi. Bende tamam Berkancığım dedim. Bir tane daha vurdu azıma, tabi şimdi sürekli film için makineyi götürüyorum ya onun samimiyetine dayanarak sağ olsun hep kardeşi gibi görmüştür beni artık usta diyeceksin bana dedi derken bir baktım hakikaten başlamışım. Neyse hemen bir sonraki gün gittim, ama nasıl heyecanlıyım bir şeyler öğrencem neleri öğrencem ne yapacağım diye. Dedim usta geldim ben hadi fotoğraf çekelim dedim, tabi o zamanlar karanlık odalar falan var, ben çıldırıyorum, bir yerde agrandizörler, bir yerde fotoğraf makineleri, içerde stüdyo paraflaşlar, falan kafayı yiyeceğim yani dedi hoop bir dakika öle hemen fotoğraf sanatı öğrenilmez dedi. E tamam söyle ne söylersen onu yapıyım dedim. Hani zannediyorum makinelerle alakalı bir iş verecek şöyle yap böyle yap diye. Ben ne bileyim çırakların o dönem işi öğrenmeye paspas la başladığını, paspası tutuşturdu elime, başla dedi paspas yapmaya. Bir başladım sonra sonra fotoğraf makinesini elime alana kadarda öylede devam etti zaten. 17. yıla girmişim artık. He birde babam hala o makineyi koyduğu yerde duruyor sanıyor, ama artık bunu okuduktan sonra gider bir bakar herhalde.
    Size göre kısaca fotoğraf nedir?
    Fotoğraf, benceee, hani hayatımızda bazen böyle durmasını istediğimiz anlar olur, böle hiç bitmesi istemediğimiz harika anlar, ya da kötü anlar olur hani bir an önce geçsin gitsin dediğimiz, ama ilerleyen zamanlarda da ne günler be… Dediğimiz anlar, işte o anlardan, herhangi bir tanesini, objektifinizle yakalayarak ölümsüzleştirdiğimiz mükemmel bir ışık çizimidir.

    Daha çok Fotoğraf Sanatının hangi dalıyla ilgileniyorsunuz?
    Tabii ki stüdyo, her şey benim elimde ışığa tam anlamıyla hakim olduğum bir alan tamamen kurguya dayalı, ki kurgu fotoğrafçılığı bana çok daha fazla haz veriyor, kafamdakileri aktarmanın en güzel yolu olduğunu düşünüyorum.

    Gününüzün ne kadarını fotoğrafa ayırıyorsunuz?
    Her anımı fotoğrafla geçiriyorum aslında bir şekilde. Yaşama ne kadar vakit ayırıyorsunuz deseniz daha doğru olurdu, Şu anda bu odanın içinde bile pencereden baktığımda ya da televizyon izlerken, yolda yürürken, yemek yaparken, vergilerimi öderken en çokta film izlerken. Sonuçta hayatımız Motion Pictures yani hareketli resimlerden ibaret.
    Dijital fotoğrafçılığın, fotoğraf üzerindeki etkisi hakkında düşünceleriniz nelerdir?
    Ben analog dönemi sadece iki sene görebildim. Buna analog çalışan insanların cevabını tahmin ediyorum ve inanın dijital olması, fotoğrafın önemini, bir kez daha insanların aklına sokmak açısından ve fotoğrafın önemi açısında faydası olduğunu düşünüyorum. Sonuçta dijital ya da analog Fotoğrafçının gözü her gözün görmediğidir. (buda en kısa cevap) ve Gene Ara Güler hocamızın çok sevdiğim bir lafı da vardır; En iyi makineye sahip olan en iyi fotoğrafı çekseydi, en iyi daktiloya sahip olan da en iyi romanı yazardı.

    Son yıllar içerisinde insanların fotoğrafa bakış açısı ne derece değişti?
    Çok değiştiğine inanıyorum bir kere hayatımıza bir şekilde girmeyi başardı bu cep telefonuyla bile olsa artık insanlar fotoğrafçılara bağımlı değil kendi fotoğraflarını çekebiliyor artık, ama asıl soru kaliteli fotoğraf çekile biliyor mu ki maalesef hayır ve fotoğrafa bu ilgi arttıkça iyi fotoğrafın da değerlendiğine inanıyorum.

    Eser üretenler genelde bu cümleyi kamuoyu ile paylaşmasalar da sizin “çektiklerim içinde en çok beğendiğim budur” dediğiniz bir fotoğraf var mı?
    En çok beğendiğim fotoğraf her zaman yarın çekeceğim fotoğraftır.

    Fotoğraf dünyasının nankör bir dünya olduğunu söyleyenler var sizin bu konuda ki görüşleriniz neler?

    E hayatın kendisi böyle değil midir zaten çok demagoji yapmak istemiyorum ama bugün varsın, yarın yoksun. Ama tabi şunu söylemeden de geçemeyeceğim. Eğer işinde iyiysen sen ölsen de adın kalır.

    Sizinle röportaj imkanını bize sunduğunuz için teşekkür ederiz eklemek istediğiniz son bir şey varmı?
    Ne demek asıl ben teşekkür ederim. İyi kalın hoş kalın, fotoğrafla kalın.