Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

    Timurtaş Onan, müzmin bir sinefil olan ben 13 yaşında gördüğü Michelangelo Antonioni “Blow Up” filminin etkisiyle babasının Kodak Retinette 1-A 35 mm fotoğraf makinesini eline almıştır. Zaman akarken etrafımda olan biteni gözlemlemek ilgisini çekiyordu. Bu gerçekliği doğru anda çekip aktarmak büyük bir tutku haline geldimiştir. En çok ilgisini çekense sıradan insanların yaşantılarındaki büyük hikayelerdir.

    Sizin fotoğrafçılık hikâyeniz nasıl başladı? Timurtaş Onan ismini her yerde duyuran fotoğrafınız hangisiydi?
    80’lerde  bir agrandizör edinip siyah beyaz fotoğraf çekmeye  ve gece gündüz film yıkayıp basmaya başladım.
    Fotoğrafı aramaktansa sokaklarda yürür insanlarla tanışmayı, onların hikayelerini dinlemeyi severim. Bazen ilginç bir form dikkatimi çeker. An gelir fotoğraf kendiliğinden oluşur. En önemli şey o anda hissettiğimdir. Bazen kafamın içinde bir müzik duyarım, bir romandan bir iki satır veya bir film sahnesi aklıma gelir. İroni yer yer öne çıkan şeylerden biridir fotoğraflarımda. Sosyal sorunlardaki kaygılarımı da fotoğraflarımla anlatmaya çalıştım bazı projelerimde. Teknik konular ikinci planda gelir.
    İsmimi duyuran bir fotoğraf aklıma gelmiyor. Zaman zaman farklı malzeme kullanıp değişik sunumlar yaparak kendimi tekrarlamadığım içindir. Beyoğlu Geceleri, Beyoğlu Neo Klasik, Işık ve Gölgeler Şehri İstanbul, Terk Edilmiş, dışarıdakiler gibi projeler ile bir çok insana ulaşmış olabilirim.2-copy
    Yaptığınız işle ilgili her zaman sadık kaldığınız bir felsefe ya da prensibiniz var mı? 
    Yaşamında sağa sola savrulan biri olarak prensip konusunda ne diyebilirim tam olarak bilmiyorum. İş adamlarının veya bürokratların mesleki konularda prensipleri olur aslında. Fotoğraflarını çektiğim insanlara saygı ve sevgi göstermek ve deneyimlerimi tüm isteyenler ile paylaşmak benim için önemlidir eğer bir prensip olarak sayılabilirse.
    Dünyanın her yerinden insanlar gören bir çift göz nelerin ortak olduğunu fark ediyor?
    Dünyanın her yerinde insanlar aynı. Baskılardan uzak özgür olarak yaşamak karınlarını doyurmak istiyorlar. Globalleşmenin getirdiği sorunlar tüm toplumları  etkiliyor. İnsanlar vahşi kapitalizmin etkisi ile gittikçe daha mutsuzlaşıyor ve yabancılaşıyor. Bazı ülkeler ve kişiler bu durumdan kar sağlarken birçok ülkenin insanları çok büyük sorunlar ile karşılaşmakta. İşsizlik bunlardan bir tanesi. Buna bağlı olarak şiddet artıyor ve baskıcı rejimler gittikçe çoğalıyor. İnsanlar birbirlerine yabancılaştıkça kötülerin cepleri daha çok dolacak bu gidişle.
    İnsanın doğayla beraber şekillendiği kırsal bölgelerden kareler yakalarken, kompozisyonlarınızda renk, doku ve hikaye olarak neler arıyorsunuz?
    Toprağa bağlı insanların sade yaşamını paylaşmak öncelikle önemlidir benim için. Bu yüzden gittiğim yerlere defalarca gidip bir turist görünümünden sıyrılmak isterim. Gezgin bir fotoğrafçı olmadım hiç.
    Antalya’da yaşadığım yıllarda (1990-2000) Elmalı, Korkuteli, Akseki gibi bölgelerde çeşitli köylerde ve yaylalarda çekimler yaptım. Fotoğraflarımda otantik özellikleri vurgulamaktan ziyade o insanların coşkularını, hayallerini, umutlarını hissettirmek daha önemliydi benim için. Renkler, dokular zaten kendiliklerinden var oluyorlar bu muhteşem güzellikteki yerlerde. Bana sadece doğru anda deklanşöre basmak kalıyor.
    Günümüzde fotoğraf sanatı ile uğraşan birçok insan var ve rekabet diğer sanat dallarında olduğu gibi çok fazla; fakat hangi dal olursa olsun sanatçı sıfatını kazanabilmek gerçekten çok emek isteyen bir süreç. Siz bu süreçte ne gibi zorluklarla karşılaştınız? Bize bu süreçten biraz bahsedebilir misiniz?
    Kişi kendisi ile mücadele içinde olmalı bence. Rekabetçi ortamlardan uzak durmalı. Sürekli üreterek bu güne geldim ben. Herkes gibi benide en çok zorlayan Türkiye’nin istikrarsız yönetimi oldu tüm yaşamım boyunca.
    Serzenişte bulunacağım bazı konular var tabi. Fotoğraf sektörünün sanatçılara destek olmaması bir tanesi. Sadece amatörlere kaç tane ekipman sattıkları ile ilgileniyorlar son yıllarda. Biraz saygıyı hak ettiğimizi düşünüyorum. Kibar konuşmalar yapmaktan ziyade biraz harekete geçseler iyi olacak bence. Eşim Sennur Onan İstanbul’un tek özel fotoğraf galerisi olan İstanbul Fotoğraf Galerisini yürütmekte iki yıldır. Çok başarılı sergiler gerçekleştirdi. Genç sanatçılara destek verdi. Henüz sektörden bir kişi kapıdan adım atmış değil. Fotoğraf koleksiyoneri sayısının çok az olması da bir sorun.belgrade_
    Yaptığı şeyi tutkuyla yapan herkesin ilham aldığı şeyler ve kişiler vardır. Bize sizdeki fotoğraf tutkusunu başlatan, motivasyonunuz düştüğünde yeniden alevlendiren kişilerden, olaylardan, fotoğraflardan bahseder misiniz?
    Gençliğimde Edouard Boubat, Brassai ve Robert Doisneau gibi Fransız fotoğrafçıların işleri beni motive etmiştir. 80’li yıllarda bir tanıdığımın evinin duvarında bir fotoğrafımı görüp beğenen büyük sanatçı Şahin Kaygun kesinlikle bu yolda yürümem gerektiğini söyledi. Bu benim için çok önemlidir. Böylesine özel birinin fotoğrafımı beğenmesi büyük bir itici güçtü.
    Bazı şairler, müzisyenler eserlerini İstanbul’a adar, İstanbul’u anlatır. Size de bir İstanbul aşığısınız sizin gözünüzden İstanbul’u anlatmanızı istesek. Siz en çok nerelerini, nesini seviyorsunuz bu şehrin?
    İstanbul doğup büyüdüğüm yer. Gençliğim sokaklarını gezerek, hikayeler dinleyerek geçti. Uzun süre DJ’lik yaptım. Kozmopolit yapısı beni en çok çeken yönlerinden birisidir. Çeşitli halklar ve kültürler ile birlikte yaşamak şansına sahipsin bu şehirde. Her an ilginç kişiler ile tanışabilir çay içebilirsin örneğin. Bir umut şehridir İstanbul. İyi ve kötü yönleri ile tam bir metropoldür. Kimisi için altın kimisi için sokakta kartondan yatak. Dinleyeceğim çok hikaye var daha İstanbul’da.
    Her sanatçı uluslararası işler yapma fırsatı yakalayamıyor. Yurtdışında sergi yapmak nasıl bir duyguydu?
    En güzel tarafı fotoğraf sanatı sayesinde bir çok ülkeyi görmem oldu. Yabancı sanatçılar ile birlikte projelere katılıp sergi açmak çok hoş bir duygu. Güzel dostluklar oluştu bu sayede. Özellikle basın ve halk fotoğraf sanatına ilgi gösteriyor.
    Bir sonraki sergi ne zaman olacak?
    Bir sonraki sergim İstanbul temalı ve Şubatta Galeri Ark da.dsc_9245-1-copy
    Son zamanlarda nerelerdesiniz, neler yapıyorsunuz yeni projeleriniz var mı? Sizi yakından takip etmek isteyenler nereden ulaşabilirler?
    Projeler var tabi hem yurtiçi hem yurtdışı. Kentsel dönüşüm çok ilgilendiriyor beni şu aralar. Şubat ayında yeni İstanbul kitabım çıkacak. Siyah beyaz 80’lerden bugüne bir seçki.
    Bu arada İstanbul Fotoğraf galerisi kapsamında öğrencilerimle yeni atölyeler ve projeler gerçekleştiriyorum. Işık ve gölge atölyesi sürekli yaptığım projelere geçiş aşaması olan bir atölye. Son projemiz İstanbul’da hanlardı. Şimdi yeni dönem başlayacak.