Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

    İSTANBUL’DA YAŞAMAK İÇİN EVLENME TEKLİFİNE HAYIR DEDİM!

    Bu ay mutfağımızda Aslı Hünel vardı. Biraz tezcanlı, çokça cana yakın, güleryüzlü, açık sözlü, yaptığı işe titizlenen ve mutfakta becerikli bir kadın kendisi. En baştan başladık, şuan yaşadıklarına kadar hayatında iz bırakanları samimiyetle konuştuk. Başlığı merak ediyorsanız; ‘hayır’ dediğine bakmayın, bence fikri her an değişebilir…

    Bu aralar seni ne heyecanlandırıyor?

    Yazın gerçekleşecek olan halk konserlerim, festivaller var, sanırım en çok bu heyecanlandırıyor. Direk halkla bütünleşiyorsun, seyirciyle bütünleşiyorsun, düşünsene sadece seni izlemeye geliyorlar. Çatal-bıçak sesi yok, yemek yok sadece sanatınızı dinlemeye geliyorlar. Açık hava konserleri benim en sevdiğim konserlerdir. Sahnede halka hitap ettiğim zaman çok mutlu oluyorum. Ayrıca televizyon programı teklifleri geldikçe, sizi çok özledik diye mailler, mesajlar aldıkça da çok heyecanlanıyorum. Zaten yaradılıştan, en ufak şeylerden mutlu olabiliyorum. Hayatımın her alanında heyecanı üst seviyelerde yaşayan birisiyim. Tabii aşık olduğum zaman da çok heyecanlanıyorum ama sonra boşver kızım Aslı sonun yine hüsran olacak diyorum kendi kendime. Sanatsal işler yapıyorsanız; sevilmek ruhunuzu besler. Eğer sevilmiyorsanız zaten orada bir sıkıntı var, bırak git demektir.Kaç senedir sahnelerdesin?

    22 senedir. Çok aralar da verdim. Aile yapımdan kaynaklı, zaman zaman bu camiayı çok sevemedim. Duygusal ve hassas bir insanım. Yanlış yapıldığını gördüğüm zamanlarda işimi yapmadım yani çok şükür yapmak zorunda da kalmadım.

    Pişmanlıkların var mı?

    Olmaz mı tabiî ki de oldu. Teptiğim istemediğim projelerya da istemediğim şarkıların bir başkasında patladığı zamanlar oldu. Biraz da kısmet tabii, inanmak gerekiyor. İşime enerjik olarak daha fazla sarıldım. Enerjimin yükseldiğini biliyorum, verimli dönemlerimi yaşıyorum.

    Hayatınla ilgili pişmanlıkların neler mesela?

    İyi bir evlilik yapıp, çocuğumun olmasını isterdim. Az vaktim kaldı, tren kaçtı, kaçıyor. Genç yaşta evlenip, çocukları olan arkadaşlarımı görüyorum. Abla – kardeş gibi geziyorlar çok hoşuma gidiyor. Ben de öyle olmayı isterdim, olmadı nasip değilmiş. Yine de hiçbir şey için geç değil.

    Fazla hareketli, tezcanlı bir yapın var sanki…

    Evet, biraz tezcanlıyım. Mesela bana misafir gelecek, 3 saat öncesinden haber vermesi yeterli, önlerine 5 çeşit yemek koyarım. 10 – 15 kişiyi hazırlanır, ağırlarım. Birara yemek programı yaparken, kadınların elinden oklavayı alıp, öyle değil böyle aç diyordum, şaşırıyorlardı. Elim çabuktur, ağırkanlı insana da tahammülüm yoktur. Belki hayatın içinde çok mücadele etmiş olmaktan olabilir. Evin tek kızıyım ve annem çok rahatsızlıklar geçirdi. 31-32 ameliyat geçirdi. Evin tek kızı olmanın vermiş olduğu bir sorumluluk vardı. Anneyle ilgilen, babayla ilgilen, abiyle ilgilen, okulla ilgilen, kendinle ilgilen, sosyal çevrenle ilgilen vs. Hepsini düşünmek zorundaydım. Birini düşünmemek gibi şansım yoktu. Ben çocuk da olmadım, hatırlamıyorum.

    Nasıl bir çocukluktu seninki… Aşk çocuğu musun?

    Aşk çocuğuyum. Ama annemin rahatsızlıkları bizi çok yıprattı. Mesela çocukluktan aklımda kalan; Pazar kahvaltılarımız var. Babam hazırlardı. Akşam yemeklerinde mutlaka birlikte masaya otururduk. Babam gelmeden yemeğe oturmazdık. Babam eski Türkiye dans kralı. Annemle dansta tanışıyorlar. 50 – 55 yıl önce şampiyon olmuş. Onların en büyük eğlenceleri danstı.

    Yani sanatın değerli olduğu bir eve doğdun, sahnelerde olman şaşırtıcı değil…

    Aslında radyo sanatçısı olmak istiyordum. Bizim yazlığımız vardı. Annemle babam sosyal insanlar oldukları için bütün eğlenceler bizim yazlığımızın bahçesinde olurdu. Nuri Abimiz vardı, akşama söyleyeceği repertuarı hazırlardı. Bir gün ‘hiçbir şeyde gözüm yok sen yanımda ol yeter’ şarkısını çalışırken ben de mırıldanmaya başladım. 12 – 13 yaşlarındaydım. Aslı sen bir daha söylesene dedi. Sesimin güzel olduğunu o keşfetti. O gece o şarkıyı söyledim, alkış kıyamet koptu. Sonra babamın arkadaşı rahmetli Baki Duyarlar’dan ders aldım. O bana ders vermek istedi daha doğrusu.Çok şanslı bir insanım, ilk hocam Baki Duyarlar’dı. Ben bu işi popüler olmak için yapmadım, saygın olmak için yaptım. Ben yaptığım işle gündemde olmayı tercih ettim. Bunun için bir çabam olmadı bir kaygımda olmadı. Ben söylediğim şarkılarla, yaptığım televizyon programlarıyla anılmayı istedim.

    Kızlar babaları gibi adamlara aşık olur derler, senin hayatında bu durumun gerçekliği var mı?s

    Ben sana babamın hep güzel yanlarını anlattım, aslına baktığında; babam çok kıskanç ve sert karakterde birisidir. Ben gençken öyle elimi, kolumu sallayarak arkadaşlarımla tatile falan gidemezdim. Ömrümde okulu kırdığımı bile hatırlamam. Akşam 6’da evdesin derse, evde olmak zorundasın. 5 dakika şaşmazdı. Sert bir babaydı. Annem de öyleydi ama annemin hastalıklar yaşaması bizim evde en büyük mutsuzluğumuzdur. Çok uzun yıllar annesiz büyümek zorunda kalmışımdır. Beni ilkokula üst komşumuz götürüp, yazdırmıştır. Annem 1 sene boyunca hastanede yatmak zorunda kaldı.Ailen seçtiğin meslek konusunda, başlarda çok destek olmadı sanki…

    Evet, başlarda istemediler. Abimle, babamı çok zor ikna ettim. Baya mücadele verdik. Sonra bakınca hak da veriyorum, çok zor bir camiada var olmaya çalışıyoruz. Benim çocuğum olsa ve sanatın herhangi bir dalı ile ilgilenmek istese, tercihi kendisine bırakırdım. Ama bütün zorluklarını da anlatırdım. Çok zor, eleştiriye açık, sabırlı olman gerekiyor. Duyguları, zihni, bedeni ve en önemlisi kalbi yoran bir meslek yapıyoruz. En son diş doktoruna gittim, haberim yok meğer geceleri dişlerimi sıkıyormuşum. Bilmeden de olsa içime attıklarım var.

    Yumuşak karnın nedir?

    Çocuklar ve yaşlılar yumuşak karnımdır. Sosyal sorumluluk projelerinde yer almaya gayret gösteriyorum. Kimsesiz çocuklar, darülacezede olanlar konusunda elimden ne gelirse yapmaya çalışırım. Onlar için herkesin bir şey yapması gerekiyor. İlla maddi bir şey olması gerekmez, başını okşayın, sarılın. O da yeter.

    Genelde evde mi vakit geçiriyorsun?

    Yok hayır ancak gece hayatını da sevmiyorum. Daha sakin, hafif müzik eşliğinde, deniz kenarı mekanlar daha çok vakit geçirmeyi sevdiğim alanlar.

    İstanbul senin için nasıl bir şehir?

    İstanbul’u çok seviyorum. Nereye gidersem gideyim İstanbul’dan başka bir yerde yaşayamam diyorum lakin İstanbul’umuz çok kalabalık oldu. Sakinliği severim. Bundan dolayı da hep şehir merkezinden uzak yerlerde ev tutmuşumdur. Alternatifi olmayan bir şehir ama artık burada yaşamamayı düşünüyorum. İki yıl önce bir evlenme teklifi geldi. Bak bunu kimse bilmiyor. Aslı benimle Avrupa’da yaşar mısın dedi.Türkiye’ye geldiğimizde de İstanbul’da yaşarız dedi. Ben asla olmaz İstanbul’dan başka hiçbir yerde yaşayamam dedim. Ama bugün bunu düşünebilirim. Bana sordu geçtiğimiz günlerde hala İstanbul’da yaşamakta inat ediyor musun dedi, bende hayır ama seninle alakalı düşüncelerim net değil dedim.

    Ya mutfakta nasılsın?

    Ben şuandaki evimde ailemle birlikte kalmıyorum ama gelip gidiyorlar. Bizde aslında yalnız yaşamaya diye bir şeyde yok ama annecim, babacım benim çok eşyalarım var deyip kendime bir ev kurdum. Benim evimde 12 kişilik bir masa var. Neden derseniz, o masanın etrafında oturup sohbet etmeyi çok seviyorum. Sohbetim yemekli ve masa başında olmalı, o yüzden dostlarımı evimde ağırlamaktan büyük zevk alırım. Biraz rahatlasam bir yemek kitabı çıkarmayı düşünüyorum. Yemek yemeyi çok seviyorum. Ben İstanbul’da doğdum, annem de İstanbul’da doğdu ama annemin dedeleri Arap kökenli, babamın dedeleride Selanik, Üsküp kökenli. Bende melezim yani. Hem yemeyi hemde yedirmeyi çok seviyorum. Yemek kültürüm gelişmiştir.