KUZEY AFRİKA’NIN EN GÜZEL RENGİ: “FAS”

1

Yazı: Nazan AŞKALLİ

Atlas dağlarının gölgesinde, büyüleyici güzellikte Fas, her kültürden barındırdığı insanları, Atlantik okyanusunun dalgalarının eskittiği kıyıları ile dondurulmuş bir film sahnesi gibi.

Seyahatimiz çölün kıyısında tüm karmaşası ile bizi bekleyen, Fas’ın üçüncü büyük şehri Marakeş’te başlıyor. 1062 yılında Yusuf Bin Taşfin tarafından kurulan şehir Fas Sahrası’nın ticaret merkezi ve Avrupalı turistlerin yoğun ilgisi sayesinde önemli bir turizm merkezi. İki bölümden oluşan şehirde modern oteller, pahalı mağazalar, bankalar ve lüks restoranların bulunduğu bölüme Gilliz adı verilmiş. Her seyyah gibi tercihimiz Eski kent ve Camiü’l Fena Meydan’ı oluyor. Kalabalığın arasında güçlükle valizlerimi çekiştirirken satıcılar çevremi çoktan sardı. Otelimiz RaidOmer. Dar kapısından açılan avluya girdiğimde rahatlatıcı bir serinlik karşılıyor. Rahat minderlerle dekore edilmiş asma yapraklarının altındaki masalara daha oturmamıştık ki; bir tepside nane çayları geldi. Bunun daha başlangıç olduğunu ve her adımda bana taze nane yapraklarından yapılmış bol şekerli çay ikram edileceğini sonraki günlerde anlıyorum. Arap Fas, Berberi, ve Afrikalı vatandaşların buluştuğu çoğunluğu Müslüman halk genelde misafirperver fakat yabancılardan – özellikle fotoğrafçılardan- hoşlanmayan bir kesim var ki; bunu dağ köyleri ziyaretimizde tecrübe ettik.

Hareketin hiç bitmediği belki de gördüğüm meydanların arasında en ilginç olanı halk arasında faniler meydanı olarak bilinen Camiü’l Fena’ya gün batımından hemen önce girebildik. Vurmalı Afrika çalgılarının mistik sesi kulaklarımda yankılanmaya başlamışken, Kızıl Meydan’ın sokakta pişen yemeklerinin dumanları arasında belirdi. Hokkabazlar marifetlerini sergileyip turistleri eğlendirirken, yılan oynatıcılarla fotoğraf çektirmek isteyenlerin arasında pazarlık yapılıyordu. Dansçıların, dövüşçülerin, kına yakıcıların arasından hızlıca ayrılıp bir kahvenin terasına çıktım. Muhteşem Kutubiye minaresinin silueti meydanın bekçisi gibi duruyordu. Gün batımını fotoğraflamak, meydanın bitmeyen coşkusunu yukarıdan izlemek için teraslar kalabalıktan kaçışın hoş bir yolu olmuş.

Saban nefis aromalı ve sert yöresel kahvesi ile güne başlarken sırada Suk’lar ( Marakeş’in eski çarşıları) var. İnce tahtalarla gölgelendirilmiş dar sokaklarda el dokuma kilimlerini, el sanatlarını hayranlıkla izleyerek Fas’ın en büyük medresesi Bin Yusuf’a ulaşıyoruz. 16. yüzyılda kurulan 130 odalı Endülüs tarzı medrese, ince işçiliği, avlusu ve kubbesi ile görülmesi gereken önemli noktalardan. Marakeş eski kentin dışında muhteşem bahçelere sahip. Palmiye ağaçlarının gölgesinde egzotik botanik bahçelerinde huzurlu birkaç saat geçirdikten sonra Atlas Dağları’na doğru yola çıkıyoruz. Bizi Güney Afrika’daki Sahra Çölü’ne ulaştıracak Tiz Geçidi’ni aşmak için 2260 metreye çıkmamız gerekiyor.

Yunan mitolojisinden adını alan Atlas dağları ürkütücü virajlarının ödülü olarak eşsiz manzaralar sunuyor. Serüven dolu yolculukta sık sık verdiğimiz fotoğraf molaları ile zamanı tamamen unutmuş durumdayız. Yukarılara çıktıkça serinleyen hava, gelincik tarlaları, karlı sisli tepelerin silüetlerini izlemenin keyfi, yorgunluğu unutturuyor. Önemli filmlere ev sahipliği yapmış Kasbah Ait Benhaddouyu, Berberi köylerini ziyaret edip muhteşem bir öğle yemeği yedikten sonra çıplak tepelere, keskin virajlı yola geri dönüyoruz. Sürekli değişen coğrafya bitmeyen merak uyandırıyor, gözlerimi kırpmadan Atlas Dağları’nın kerpiç köylerini, yıkık surlarını izlerken yaşayan yerli insanları düşünüyorum. Yalın, doğayla mücadele ettikleri, sade ama mutlu yaşamları var, bizi görüce şaşırıyor sonra bir şeyler ikram etmeye ya da ellerindeki eşyaları satmaya çalışıyorlar. Berberilerin renkli giysilerine hayran kaldığımı söylemeliyim. Fotoğraf çektirmek için birkaç dirheminizi alsalar da buna değiyor.

[metaslider id=3658]

Geceyi geçirmek için “çöle açılan kapı” anlamına gelen (Quarzazate) Varzazat şehrine varıyoruz. Hotel la valle’ye yerleşirken dağların üzerime bıraktığı toza toprağa gülümseyerek bakıyorum. Fas sürprizlerle dolu unutulmaz günler yaşatıyor. İçime artık işlemiş olan Gnawa müziği ve naneli çayımla rotamızın bir sonraki durağı Dades Vadisi’ne hazırlanıyorum. Kasba’lar          vadisi Dades; dik kayalıklardan oluşan, kehribar rengi sırtlarını kuvvetli rüzgara vermiş, eşsiz güzellikte bir doğa harikası. Chez Pierre butik oteli konaklama yerimiz. Akşam yemek menümüzde bu kez Fas’ın klasik yemeği tajin yerine ördek ve Fransız şarabı var. Vadinin sessizliğinden, gizemli güzelliğinden isteksizce ayrılıp günün ilk ışığı ile yola çıkarken Dades hoş tadını ruhumuza bırakıyor.

Sahra Çölü’ne doğru ilerledikçe yol kenarında gördüklerimiz değişiyor. Merzouga kum çölünde aracımıza veda edip. Bizi bekleyen deve kervanıyla buluşmak oldukça eğlenceli. Yanımda bir sırt çantası ve bir şişe su ile deve üzerinde iki saatlik yolculuğu yaparken hayatımdaki önemli deneyimlerden birini yaşadığımı hissediyorum. Altın kum tepelerinde varoluştan bu yana neler yaşandı kimler buralardan geçti? Düşüncelerimden arada bir kuma saplanan devemin sarsıntıları ayırıyor. Geceyi çölde serinleyen kumların üzerinde geçirmek biraz tedirgin edici ama unutulmaz bir deneyimdi. Ertesi gün yorucu deve seyahati ile tekrar geri dönüp Fez’e doğru yola çıktık.

Bu kez dağlarda 4 dereceyi bulan hava sıcaklığında üşüyerek kendimizi asırlık sedir ormanlarının arasında bulduk. Yol üzerinde yaramazlık yapan maymunlarla kısa molalar verip, at ile gezinti yaparak bu rotada her an iklim değişmesi ile dört mevsimi yaşıyorsunuz.

Binlerce yıllık tarihi, surlar arasında ortaçağdan kalma yaşam tarzı ile nefes kesici güzellikte Fez şehri 1981 yılında Unesco dünya mirası listesine alınmış. Fez’in sur kapısından girdiğinizde zamanda geriye ışınlanmışçasına şaşkına dönüyorsunuz. Katır ve eşeklerin koşuşturduğu dar sokaklarında kaybolabilirsiniz.

Dericiler, bakırcılar, baharatçılar, eski medreseler arasında bambaşka bir harmoni izliyorsunuz. Oldukça mesafeli davranış sergileyen gizemli Fez’lilere karşı özellikle fotoğraf çekerken dikkatli olmanızı öneriyorum. Şairlere, yazarlara, sanatçılara ilham kaynağı olan şehirde görülmesi gereken önemli yerler; Fezü’ bali, Fezü’lcedid, Aktarlar çarşısı, Karaviyin camisi, Endülüs semti.

Atlas okyanusu kıyılarına doğru inerken zaman kavramını yitirdiğimizi farkına varıyorum. Cebelitarık Boğazı’nda kurulu Tanca şehrini  mavinin özgürlüğüne, deniz kokusuna kavuşturduğu için sanırım çok sevdim. Liman kentinin tüm özelliklerini yansıtan Tanca’da Yahudi yerleşim merkezi Mellah’ı, eski kenti, kent kalesini gezerek bol fotoğraf çekebilirsiniz. Sahil boyunca taze deniz ürünleri sunan restoranlarda yemek yemeden önce pazarlık yapmayı ihmal etmeyin. Rabat yoluna doğru Tanca’dan 40 kilometre uzaklıkta çok etkilendiğim bir balıkçı kasabası Assillah görülmesi gereken yerlerden biri diye düşünüyorum. Portekizliler tarafından inşa edilmiş bembeyaz bir masal burası. Gezmek son derece kolay, el sanatları satan küçük dükkânların arasında duvarlarına yapılmış resimlerle açık sanat evi gibi sokakları huzur veriyor. Birçok yabancının tatil için tercih ettiği bir yer olduğundan turistlere alışkınlar. Her yıl temmuz ayında sanat festivaline ev sahipliği yapan bu şirin kasabayı çok seveceksiniz.

Seyahatimizin son durağı Afrika’nın ikinci büyük şehri, efsane filme set olan Casablanca. Portekizliler tarafından 1515’ta kurulmuş daha sonra İspanyol tacirleri ve son olarak Fransız işgali altında yıpranan şehirde en önemli yer; II.Hasan camisi. 80.000 kişilik avlusu, el işçilikleri, görkemli minareleri ile muhteşem bir mimari örneği. Caminin hemen yan bulvarında restoranlar, gece kulüpleri, seyyar satıcılar arasında yürüyüş yapan turistlerin arasına karıştık. Okyanus üzerindeki gün batımının güzelliği ile Casablanca’ya da veda zamanı geldi.

Fas her köşesine ayrı hikâyeler saklamış. Şaşırtıcı, farklı, bazen yorucu ama kesinlikle büyüleyici bir coğrafya. Herkesin kalbine farklı duygular kazıyıp, farklı renkler katarak gönderiyor.

Kısa Kısa…

 Nasıl gidilir; İstanbul’dan 7 saatlik uçuşla Thy ve farklı şirketlerin uçuşları mevcut.

Yeme içme; Geleneksel yemekleri çeşitli ve lezzetli. Genel olarak kuskus üzerine et ve sebze yerleştirip pişirdikleri Tajin yeniyor. Deniz ürünleri taze ve bol. Alkollü içecekler bazı oteller dışında satılmıyor ve içilmiyor. Kahve ve çay her yerde bulabilirsiniz

Konaklama; Büyük oteller var fakat küçük butik ve pansiyonlar daha keyifli. Fiyatları oldukça uygun.

Nelere dikkat edilmeli; Güvenli bir ülke olmasına karşın hırsızlık var. Kadınlar tacizle karşılaşabilir dikkatli olmakta fayda var. Cami ve medreselere açık saç ve şortla girmek yasak. Alışverişlerde pazarlık önemli. Gümüş satın alırken sahtesiyle karşılaşabilirsiniz.

Resmi dil; Arapça, genellikle Fransızca konuşuluyor.

Para birimi; Dirhem. Dolar bozdurma işlemini havalimanında yapmanızı tavsiye ediyorum.

Önemli; Bölgeye göre telefon hatlarında sıkıntı yaşanabiliyor. Uzun süre kalacaksanız oradan bir hat almanızda fayda var.