Ferman Toprak ile Mutfakta Keyifli Bir Sohbet

Bakmayın siz Ferman Toprak ’ın tespih sallayarak ulusal kanallarda boy gösterdiğine; tesbih sallamadan önce Etiler’de geceleri sallıyordu. Onu tanımak isterseniz; eskilerin üniversite gençliği, şimdilerin orta yaşlarını yaşayan gece kuşlarına sorun. Daha kimseler bilmezken, O Etiler’de geceleri sabahlara bağlıyordu. Üniversite gençliği arabasında Ferman Toprak ’ın yorumundan “Beyaz Mendil”i dinleyip, sevgililerine gönderme yapıyorlardı. Yıllar geçti, bir şarkısı ile müzik piyasasını tesbih yapıp salladı. Sonra da “sen bizi aşirete rezil mi edeceksin” diyen babasının koltukları kabardı. Devamı mı? Devamı röportajda, hadi iyi okumalar…

23 senedir sahnelerdesin…

1997 yılında ilk albümümü çıkardım. İlk çıkardığım albümden, o zaman ki şartlar, promosyon eksikliği, kliplerimizin dönmeme sebebinden beklediğimizi alamadık. Albüm olmayınca ben bu işi albümsüz, İstanbul’un en gözde mekanlarında ismimi altın harflerle yazdıracağım dedim. 

Baban istememiş galiba sahnede olmanı…

Annem de istemedi, babam da… Anne tarafım Urfa’da çok büyük bir aşiret, baba tarafı da Adıyaman’da çok büyük bir aşiret, feodal bir yapıya sahip oldukları için komedyenlik, sanatçı, film artistliği gibi şeyler bizimkilere ters geliyordu. Benimde çocukluğumdan beri bir hayalim vardı, hayalimin peşinden koştum. Okurken, babamın yanında tıbbi malzeme şirketinde çalışıyordum ama sanatçı olacağım diyordum. Babam da olmaz bize göre değil milletimi eğlendireceksin, aşiret karşısında bizi mi ezdireceksin diyordu, o zaman madem öyle bana ayrı bir işyeri tutacaksın dedim. Daha 15 – 16 yaşlarındaydım. Adamcağız, sırf sanatçı olmamam için iş hanında bir medikal şirketi kurdu. Bir gün iş hanının yönetiminden babamı arıyorlar, biz size tıbbi malzeme şirketi olarak verdik ama sabaha kadar müzik sesleri geliyor diyorlar. Ben şirketin bir odasını stüdyo yapmıştım, Adana da ne kadar saz çalan arkadaşım varsa çağırıp, demo yapıp İstanbul’a gönderiyordum. Babam o halimi gördükten sonra İstanbul’a git albümünü yap içinde ukde kalmasın ama tekrar buraya gel çünkü sana ihtiyacım var, şirketlerin, arazilerin başında durman lazım dedi.

Ailenin tek erkek çocuğu sen misin?

Yok, 3 erkek 1 kız. En büyük erkek benim. O dönem albüm çıkarabilmem için2 – 3 tane daire sattılar. Tabiri caizse Unkapanı’na değil kurtkapanına geldik zaten. Unkapanı’nda o 3 dairenin parasını alıp, 1 odasının parasını harcadılar, elime de al sana albümün dediler. Klip çekildi, müzik kanallarında dönmedi vs., iki gün sonra da albümün tutmadı dediler.

Ferman Toprak gerçek ismin mi?

Sahne ismi falan değil, orijinal.

Kaç yaşındaydın İstanbul’a gelip, bu işlere bulaştığında?

17 yaşındaydım. Liseyi bitirmiştim, Ankara Üniversitesi tarih-coğrafya bölümünü kazanmıştım, 2 ay okuyup direkt İstanbul yatay geçiş yaptım. Aileme evim 4 oda, 2 salon falan diyorum. Hâlbuki küçücük bir dairede, soğuktan hasta oldum. Ailem halimi görse alır direk memlekete götürürdü. Ben bu işi başaracağım dedim. Madem albümle olmuyor bu iş, İstanbul’un en gözde yerlerinden birisi olan Etiler’e ismimi altın harflerle yazdıracağım dedim.

Ama kimseyi tanımıyorsun…

Hiç kimseyi tanımıyorum. O dönem babama klip çekeceğim diyorum para gönderiyor ama Etiler’in en iyi müşterisiyim. Bütün şefler beni tanıyor, abi ne iş yapıyorsun falan diyorlar, sanatçıyım diyorum. Onun sahnesinde 1 şarkı söyle, bunun sahnesinde 1 şarkı söyle derken ufaktan sahne maceram başlamış oldu.

İlk kimin sahnesine çıktın?

O zaman İstanbul’da kim varsa onun sahnesine gidiyordum zaten. Bu arada aileden gelen parayı da harcıyorum. Bir gün annem bana sürpriz yapmak için İstanbul’a geldi, adresi de öğrenmiş, kapıyı açtım, kadın evin içini bir gördü, orada yığıldı, benim oğlum burada mı yaşıyor diye. Bu kadar mı istiyorsun bu mesleği dedi. Hemen akabinde bana 3+1 ev tuttular, halıfleksli, kombili. Kombinin ne olduğunu da bilmiyorum. Kombiyi açtım evden çıktım, eve bir geldim, ev yanıyor. Bir kovaya su doldurdum, yangın nerede onu bulmaya çalışıyorum. Ev sahibi de üst katta oturuyordu, ‘abi ev yanıyor ama ateşin nereden çıktığını bulamıyorum’ dedim. Adam da ‘kardeşim kombiyi en sona getirmişsin, bu ne 240 derece’ dedi. Hayatımızda kombimi görmüşüz dedim. Öyle öyle derken sahne hayatımız başladı. Etiler’de sahneye başladık bu döneme kadar devam ettik.

Ve Etiler de sahne almaya başladıktan sonra yavaş yavaş sanat camiası da seni keşfedip dinlemeye başladı.

Şehir efsanesi gibi kulaktan kulağa yayıldı. Etiler’e girdiğim zaman çok aykırıydım. Etiler’e aykırı bir tarzım vardı. Etiler’de olmak için ya pop okuyacaksın ya kadın sanatçı olacaksın. Hem erkek olacaksın hem arabesk okuyacaksın… Olursa olur, olmazsa ceketimi alıp giderim demiştim. Elhamdülillah finalde herkes gitti, biz kaldık, herkes sevdi. Üniversite gençliği bizi çok tuttu.

Gençlik tutuyorsa sırtın yere gelmez.

Kesinlikle. Dediğim gibi o dönemde Etiler’de kulaktan kulağa bir şehir efsanesi oluştu. 

17 yaşından beri sahnelerdesin yani…

Öncesi de var. Adana’da sahne alıyordum. Ama ailem bilmiyordu. Adana Sular’da, Çingene diye bir bar vardı, para bile istemiyordum, Adana’da çevrem çok genişti. Bütün arkadaşlarımı topluyordum, gelin hesaplar benden diyordum. Kendimi tatmin ediyordum yani. Akşam evde yatıyorum diyorum 22.00 – 23.00 gibi evden kaçıp, gidiyordum.

Peki bu müzik aşkı nerede başladı? Birine mi özendin, ailede mi örnek aldığın biri vardı?

Çocukluğumdan beri içimde bir İbrahim Tatlıses vardı. Bütün filmlerini izlemişimdir, bütün albümlerini almışımdır. Müziğe aşık olmama sebep olan imparatordur. İnşallah bir an önce aramıza döner.

Sonra “Tesbih” ile sende başka bir dönem açıldı. Sen mi seçtin bu şarkıyı?

Tesadüf bir yerde dinledim. 13 sayısı benim hayatımda çok önemli bir sayı. Kimileri için uğursuz bir sayıdır ama benim için uğurlu bir sayıdır. Hep diyordum, beni herkesin tanıyabileceği yıl 2013 olacak. Tesbih şarkısı 2013 yılında çıktı. Benim için çok büyük bir dönüm noktası oldu. Boşuna 2013’ü beklememişim. 

Senin sahneni dinlemeye gelenler bilir. “Beyaz Mendil” senin sahnenin vazgeçilmez şarkısıydı, sonra İbrahim Tatlıses okudu. O şarkı da seninle özdeşleşmişti.

Sahnelerde hep okuyordum. Ben onu kayıt ettirmiştim, aranjesini yaptırmıştım. Piyasaya çıkmadı, beni dinlemeye gelen dostlara hediye ediyordum. Ama İstanbul’un bütün gençleri, üniversiteliler, arabalarında son ses o şarkıyı dinleyip geziyorlardı.

Yedi ceddin sana tesbih hediye etmiştir herhalde, kaç tesbihin var?

Tabii canım. Artık şaşırmıyorum yani. ‘Abi sana fena bir hediye aldım’ diyor, acaba araba mı, yat mı, kat mı diyorum, bir açıyorum ama bir yat parası kadar da tesbih almış. Bir dizayn yapıyorum şimdi, evde güzel bir pano, güzel bir aksesuar yeri yaptıracağım.

Şimdi baba ne diyor? İyi ki beni dinlemedin diyor mu?

O dönem bizim aşiret ayaklanmıştı, oğlun nasıl sanatçı olur, bize yakışır mı, bütün sanatçılar bizim düğünümüze geliyor, biz para veriyoruz, nasıl bizden biri gider milleti eğlendirmeye falan diyorlardı. Bu başarı noktasını ben düz bir çizgide kullandım. Çünkü attığım her adımda, yanlışımın sadece bana değil, iki aşirete de dokunabileceğini düşünerek hareket ettim. Geldiğim noktada bütün aşiret, ayakta alkışlıyor.

Sen kaç düğüne bedava gittin çok merak ettim.

Çok gittim. Zaten internete ‘İzol Aşireti’ yazdığın zaman görürsün. Bilinen nüfusumuz 3 milyon. Fazlası var eksiği yok. Türkiye’nin en büyük aşiretiyiz. 3 milyon nüfusta düğün biter mi? Yetişmeye çalışıyorum. 

Dur bakalım çocuğun doğunca kaç altın gelecek.

Nisan ayında geliyor, bahar çocuğu olacak kızımız. Ben her zaman söylüyorum, vatana, milletimize, ailemize hayırlı, uğurlu, sağlıklı bir evlat olsun. Altınları değil, duaları alıp gelsinler, bize yeter.

Eşini nasıl tavladın?

Onu bende bilmiyorum. Arkadaş ortamında tanıştık, aynı sitede oturuyorduk. Birbirimizle çok iyi anlaşıyorduk, çok iyi arkadaştık, bir anda baktık karı koca olmuşuz. Ben hep kız arkadaşlarımı onunla tanıştırırdım, hep ‘yok bu sana göre değil’ derdi. Ben onu çok samimi bir arkadaş olarak görüyordum. Hatta ‘sen baştan planı kurmuşsun’ diye esprisini yapıyorum.

O başından beri sana aşık mıymış?

Yok, onda da öyle bir şey yokmuş. Zamanla demek ki arkadaşlık aşka dönüştü. Çoğu insanın da başına gelmiştir. Birlikte çok eğleniyoruz. Eve moralim bozuk geldiğimde bir şey söyler, bütün enerjim değişir. Birbirimize çok güzel enerji veriyoruz.

O zaman, Ferman Toprak’tan doğru ilişki tanımını alalım…

İki taraf da birbirine saygı duyacak, sevgi zaten olacak. Kavga asla olmayacak diye bir şey yok. Kavga da olacak. Kavganın olmadığı yerde zaten ilişki de olmaz. Eğer bir ilişkide kavga bittiyse, o ilişki zaten bitmiştir. Artık kavga yoksa iki taraf da birbirinden vazgeçmiştir. 

Kıskanç mısın?

Kıskancım tabi, yerine göre.

Eşimde tek geçerim dediğin bir şey?

Çok dürüsttür. 

Kızınla ilgili nasıl bir heyecanın var?

43 yaşında ilk kez baba olacağım. Hayatımda hiç tanımadığım, hiç görmediğim, hiç bilmediğim birisi gelecek, kucağıma alacağım ve benim için dünyanın merkezi olacak. Çok heyecanlıyım. En son ultrasona gittiğimizde hanımefendinin keyfi hayli yerindeydi, eli enseye atmış, ayakları uzatmış. Zaten çıkınca direkt tesbihle çıkacak. Çok güzel, değişik bir duygu. Allah olmayanlara da nasip etsin inşallah. 

Çok küçük yaşta İstanbul’a gelmişsin ama tamamen Doğu gelenekleriyle büyümüşsün. Doğu kültürüne göre neyin Batılı, İstanbul’dakilere göre neyin Doğulu?

İstanbul’a göre samimiyetim, misafirperverliğim, çabuk inanmam Doğulu. Doğu’da yolda tanımadığın biriyle bile göz göze gelince selam verirsin. Ben burada senelerce apartman katlarında oturdum, hiçbir zaman yan komşumu göremedim, hiçbir zaman tanışamadım. Doğu’ya göre ise şivemi biraz Batı’ya uydurdum, düzelttim.

Kendinde değiştirmek istediğin bir şey var mı?

Kendimle ilgili her şeyi seviyorum. Çünkü Allah böyle yaratmış. İnsanlara çok çabuk güveniyorum, insanlara çok şans veriyorum. Bunu değiştirmek isterdim.

Kariyer basamaklarına çok eklemek istediğin bir şey var mı?

Kendi kariyerimde en çok istediğim şeylerden biri, nasip olursa Harbiye Açıkhava konseri yapmak. Halk konserlerini çok seviyorum. Karabük konserine gittik, 40 bin kişi geldi. Arabaya bindim konser alanından ayrılacağım, insanlar arkadan koşturmaya başlamışlar, arabayı kenara çektirdim, hepsiyle fotoğraf çektirdim. En son menajerim ‘Ferman Bey çok yorgun, dinlenmesi lazım’ dedi, 20 yıldır bu anı bekliyoruz ne yorulması bırak fotoğraf çektirelim dedim.

Gelelim mutfak kısmına, Urfalı birinin mutfakla arasının olmaması mümkün değil.

Anne tarafı Urfa, baba Adıyaman, doğma büyüme Adana, dolayısıyla mutfak deyince direkt kebap. Et pişirmekten anlarım, patlıcanlı kebabı sarmasını çok iyi bilirim. O kültürle büyüdük zaten.

İstanbul’a sonradan geldin, çok isteyerek geldin, doğduğun yer değil doyduğun yer oldu. İstanbul senin için nasıl bir yer? Nereler senin için gerçek İstanbul? Nerelerde vakit geçirirsin? Kafayı dinlemek için gittiğin kendine özel yerler var mı?

İstanbul zaten bir tutku, vazgeçilmez bir şehir, bir aşk. Dünyanın neresine giderseniz gidin İstanbul gibi bir yer yok. Her şeyiyle seviyorum. İstanbul anlatılmaz, yaşanır. Özel olarak gittiğim yerler de var. Mesela Kadıköy’de Adanalı Hasan Usta var, kebapçı, vazgeçilmezim. Etler direkt Adana’dan geliyor, birebir aynı lezzeti alıyorsunuz. Ataşehir’de Dedecan var. O da Urfa’dan geldi buraya. Ben hep kebap olan yerlere gidiyorum.

Anadolu Yakası’nda mı oturuyorsun?

Beykoz’da oturuyorum. Kafa dinlemek için, Hisar’da bir tepe vardır, bütün İstanbul ayaklarının altındadır, orada 5 – 10 dakika oturduğum zaman iyi gelir. Kafam bozuk olduğu zaman direkt oraya giderim. 

Son olarak yeni albümünden de biraz bahseder misin?

Çıkalı 4,5 ay oldu.“Saldır Moruk” adlı şarkımıza klip çektik, çok güzel tepkiler aldık. Hatta, Avrupa’da Şampiyonlar Ligi’nde oynadığı için Beşiktaş’a uyarladık. ‘Moruk’ bizim kültürümüzde kanka, kardeş anlamında kullanılıyor. Şarkıda da; ‘çalışın, çalışmadan bir şey olmaz, ekmek aslanın ağzında’ mesajı var. Bu şarkıyı 14 sene önce rahmetli Müslüm Gürses seslendirmişti. Albümde, Serdar Ortaç’ın da bir şarkısına cover yaptık. İbrahim Tatlıses’ten de bir şarkı var. 9 parçalık çok güzel bir albüm oldu. Tepkiler hep olumlu yönde.