Home Röportaj Hiçbir Kadına Beste Yapmadım!

Hiçbir Kadına Beste Yapmadım!

cahit berkay

Cahit Berkay, Türk müziğinin kült isimlerinden bir tanesi. Yaşanmışlığı, mücadelesi ve aşkı fazla olan biri ile karşılaştığınızda konuşacak o kadar çok şey oluyor ki; birkaç sayfaya sığdırmakta zorlanıyorsunuz. Yaşadıklarını, tanıdıklarını, şahit olduklarını tümü ile aktarmaya kalksak, muhtemelen birkaç ciltlik ansiklopedi basmamız gerekir. Kendisinin de dediği gibi müzik için doğmuş ve son nefesine kadar müzik ile dolu bir yaşam geçirmek istiyor.

Ben payıma düşeni aldım. İyi ki tanıdım haneme artı bir diyerek, Cahit Abi’mi ekledim. Siz röportajımızdan yansıyan Cahit Berkay ‘ı nasıl bulursunuz bilmem ama röportajımızda sahici, samimi ve kıvırmadan verilmiş cevaplarla karşılaşacağınızı garanti ederim…

Zengin misin?

Tabi ki zenginim. Gönlüm zengin, sevenim çok.

Aslında maddi zenginliğini merak ediyorum. Bu kadar çok işin altına imzanı atmış biri olarak zengin olup olmadığını merak ettim.

O zaman şuradan başlayayım; ülkemizde telif hakları denilen kavram çok geç hayata geçmiştir. 1997 senesinde yasa çıktı ondan evvelki dönem ile sonraki dönem arasında bir fark var. 97 öncesinde hiç bir telif hakkı doğmuyordu açıkçası babalarının malları gibi kullanıyorlardı. Özel televizyonlar sonrası, neredeyse televizyonlarda her gece müziğini yaptığım 6 film oynuyordu. 97 sonrasında bir şeyler değişmeye başladı ama yeterli değil. Mesela ben annemle babamdan kalan evde oturuyorum. Bir ev alma imkanım olmadı. Türkiye’deki telif hakları Fransa yada Amerika’daki gibi işleseydi bugün 15 tane apartmanım olabilirdi. Çok hak kaybetmiş bir insanım. Bir ara insanların telefonunda sürekli benim yaptığım müzikler çalıyordu ama helal olsun diyorum.

Hakkını gerçekten helal ediyor musun?

Evet ediyorum. Telif haklarının iyi işleyebilmesi adına yaklaşık on senedir MESAM’da çalışıyorum. Üreten insanların hak kaybına uğramaması adına mücadele veriyorum.

Müzik yapabilmek adına çok süründüğün dönemler oldu mu? Hiç vazgeçme noktasına gelip başka işler yapmayı düşündün mü?

Başka işler yaptım zaten. 1965 yılında profesyonel olarak müzik ile ilgilenmeye başladım. İstanbul Üniversitesi İktisat bölümüne girdim. İdealim mimar olmaktı. Çapa Tıp Fakültesi’ne de girebiliyordum, Hukuk Fakültesi’ne de girebiliyordum. Devam zorunluluğu olmadığı için iktisat bölümüne kaydımı yaptırdım. Rahmetli annem ve babam terzi. Babam bir mont dikip 50 lira para alıyordu. Ben bir gece sahneye çıktığımda 50 lira alıyordum. Tabii durum böyle olunca müzisyenlik bana cazip geldi.

Ailen İstanbul da mı yaşıyordu?

Biz Ispartalıyız. Ailem daha iyi bir eğitim alabilmem için İstanbul’a göç etti.

Kardeşlerin var mı?

Benden 9 yaş büyük bir ablam var.

Ailen müzisyen olma kararını nasıl karşıladı?

Tabii ki sigortası olan bir iş olmadığı için aileler müzisyenliğe çok iyi bakmıyorlar. Ben aileme iktisat fakültesini bitireceğime dair söz verdim. Karşılığında da müzik yapmama izin vermelerini istedim. Üniversiteyi 8 yılda bitirdim. Askerlik için tecil hakkımı sonuna kadar kullandım. Hatta okulu bitirdiğimde Cem Karaca ile birlikte çalışıyordum. Kıbrıs’taydık, son dersimden geçtiğimi öğrendim. Aileme diplomamı götürdüğümde çok mutlu olmuşlardı. Diplomamı aileme götürdüğümde artık ben müzisyen oldum, yoluma buradan devam edeceğim dedim.

Sonra seni evlendirelim kısmına geçtiler. Konu komşu, akraba sürekli beni birileriyle biraraya getirmeye çalışıyorlardı ama benim aklım orada değildi.

Aklında ne vardı?

O dönemlerde bizim idealimiz yurt dışına gidip meşhur olmaktı. Şartlar da bizi Paris’e savurdu.

Türk müzik tarihinde, sanırım yurtdışı kapısını en çok zorlayanlardansınız…

Evet, hayli zorladık. Solistimiz yoktu, enstrümantal bir albüm çıkardık. Sonra bir 45’lik plak yaptık. Tabii olmadı. Biz kendimizi şarkıcı olarak yetiştirmedik ve ses tarafımız gelişmedi. O dönemde kim olsun kim olsun, diye düşünürken Barış Manço ile çalışmaya başladık.

Zor şartlarda müzik yaparken müziği bırakmakla ilgili gelgitler yaşamadın mı?

O dönemde yurtdışına gidip geldiğimizde, maddi sıkıntılar çekiyoruz ve babamın seni memur yapalım demeye başladığı dönemlerdi. Maddi sıkıntı yaşarken müziği bırakmakla ilgili gelgitler yaşadım. Sonra Cem Karaca ile çalışmaya başladık. O dönemde “Namus Belası”nı yaptık. Şarkı patladı, gitti. Yine yurtdışına gittik, geldik. Ben 76 yılında askere gidip geldim. Döndüğümde grup dağılmıştı. Sonra evlerde elektrik tesisatı döşedim, damda kiremit aktarması yaptım. Baktım hayat böyle olmayacak, hiç Amsterdam’a hiç gitmemiştim 3-5 günlüğüne Amsterdam’a gittim. Arkadaşımın Amsterdam’da restaurantı vardı. Gittiğim günün ertesi gününde beni o restaurantta barmen yaptılar. Oradan arkadaşımın müzik yapmak için çağırması üzerine Kopenhag’a gittim. 6 ay orada yaşadım. Orada illegal yaşadığım için bir evlilik yapmak durumunda kaldım. Evlendiğim kişi Fransa’daki kız arkadaşımdı.

Bir kaç sene içerisinde de boşandık. Eğer içinde müzik aşkı varsa farklı mesleklerden dünyanın parasını kazansan fayda etmiyor.

Kızın annesi ile nasıl tanıştın?

Güngör abim vardı. O bana Cahit bir kız var ressam seni onunla tanıştıracağım dedi. Bir gün kızın resmi ile birlikte geldi. O dönemde artık bende evlenmek istiyordum, yaşım 36 olmuştu ve çocuk sahibi olmayı istiyordum. Bir gece kızı evinde görmeye gittik ama kahveyi kız değil yengesi getirdi. Bende tüh hayatımda ilk defa böyle bir şey yaptım, onda da kız beni beğenmedi dedim. Kapıdan çıkınca Güngör abi kız seni beğendi heyecandan kahveleri getiremedi dedi. Sonra biz o kızla 3-4 aylık flört dönemimizden sonra evlendik ve kızım Müge dünyaya geldi. Daha sonrasında da eşimle boşandık.

Anlattığın kadarıyla sürekli farklı yerlerde yaşamışsın bir yere kök salmakla ilgili bir problemin mi var?

Yok, hayır tamamen şartlardan kaynaklı.

Moğollar ismi nereden geliyor?

O dönemde müzik gruplarının isimleri sert isimlerdendi. Bir Fransız gazeteci sizin grubun adı ”Moğollar olsun dedi. Bize de bu isim yeteri kadar vahşi geldi. Öyle kaldı.

Geriye dönüp baktığında, kariyer tarihinde birçok değerli isim ile sahne aldın. Senin için özel olan bir isim var mı?

Tabii var. Cem Karaca.

Şimdiye kadar kaç film ve dizi müziğinin altına imzanı attın?

88 tane dizi müziği, 170’e yakın film müziği yaptım.

Film müzikleri yapmaya nasıl ve ne zaman başladın?

Fransa’dan döndüğümde gazinolar kapanmıştı. Müzik yapma şansım kalmamıştı. Taverna ve arabesk tarzı yerleşmişti. Bir grup olarak konser vererek para kazanma şansımız kalmamıştı. Zaman içerisinde 1982-1985 yılları arasında sinema kıpırdanmaya başlamıştı.

İlk hangi filmin müziğini yaptın?

Deli Yusuf. Atıf Yılmaz’ın filmiydi. İlk film müziğimi 1974 yılında yaptım. Bir filmin müziğini yapmak 3 gün sürüyordu. 4 kişi çalışıyorduk. Toplam 3000 lira para alıyorduk. 1500 lirasını 500’er lira olmak üzere çalıştığım arkadaşlarıma veriyordum. Geriye kalanı ben alıyordum. Param bittikçe yurtdışından gelip, film müziği yapıp, geri dönüyordum. O zamanlar para çok değerliydi. 500 lirayı harca harca bitmiyordu.

Film müziği yapmaya nasıl başladın?

Tiyatrodan ve sinemadan tanıdığım insanlar vardı. Atıf Yılmaz’a bir filminde kullanacağı, bir ses gerekiyormuş. Ona da bu sesi çıkaran alet Cahit Berkay’da var demişler. Sonra evimin karşısında bir bakkal vardı. Tabii o zamanlar evde telefon ne gezer… Bakkal bana seslendi Cahit gel sana telefon var diye. Meğer Atıf Yılmaz arıyormuş. Gittik, istediği efektleri yaptık. Atıf Abi’nin hoşuna gitti. Sonra filmdeki başrol ouncularının arasındaki aşka uygun bir müzik yapabilir misin dedi. Olur abi yarına yapıp versem olur mu dedim. O da nasıl yani o kadar kısa sürede mi dedi. Ve ben yaptım. Yeşilçam’da özgün müzik yaptırmamanın nedeni para değildi. Türk sinemasında bir film tüm aşamaları ile birlikte 1 ay içerisinde tamamlanırdı. O dönem bundan kaynaklı filmlere özgün müzik yapılmazdı. Tabii ben hızlı cevap verince ve bu durum sektörde yayılınca film müzikleri gelmeye başladı.

Sen yakışıklı da bir adamsın. Sinemadan sana hiç teklif gelmedi mi?

Geldi ama ben hep kaçtım. Hala kamera karşısında rahat edemiyorum. Geçen sene “Sudan Bıkmış Balıklar” diye bir dizide oynadım. Fazla diyalog olmasın diye şart koştum. Yılların sahne adamıyım ama rol yap dediğin zaman, kilitleniyorum.

Çok fazla film müziğinde imzanız var. Ama bazıları var ki; yaptığınız müzik, filmin senaryosu ile yarışır, hatta geçer durumda. Mesela “Selvi Boylum Al Yazmalım”. Neler söylemek istersiniz?

Geçen gün 100 Yılın Onları ödül gecesi vardı. “Selvi Boylum Al Yazmalım” ın kameramanı Cahit Abi filmin buralara geleceğini bilseydik, daha özenli çalışırdım dedi. Bende o film, bu hale gelmezdi dedim. Çünkü filmin içinde bir sıcaklık var. O dönem Kadir İnanır – Türkan Şoray ikilisinin çoğu film müziğini ben yaptım. Dila Hatun, Devlerin Aşkı, Bodrum Hakimi, Sultan gibi.

Pişmanlıkların var mı?

Hiçbir pişmanlığım yok. Hayatta şanslı olanlardanım. Hep doğru yerlere gitmişim, doğru insanlarla karşılaşmışım. Zaten kötüler yanımda duramaz. Ya kaçarım, ya da uzaklaştırırım.

Yaptığın en iyi şey neydi?

Kızım Müge!

Sohbet ederken çok fazla “mekanı cennet olsun” demek zorunda kaldın. İnsanın telefon rehberinden isimleri silmek zorunda kalması nasıl bir duygu?

Yaşamda paylaşımın bitiyor. O güne kadar yaşadıkların kesiliyor ama senin hayatın devam ediyor. Telefon rehberinden adını silemiyorsun. Ben silemiyorum. Yıkılmıyorsun ama eksik devam ediyorsun. Mesela Barış Manço ile Cem Karaca ile birlikte yaptığımız, birlikte çaldığımız parçalarda gözlerim doluyor. Şuan Cem Karaca’nın oğlu Emrah Karaca ile aynı sahneyi paylaşıyoruz. Bazen babası ile aynı hareketleri yapıyor. Şimdi alıştım ama ilk başlarda tüylerim diken diken oluyordu.

Dinleyici kitleniz hala gençler değil mi?

Evet, benim yaş grubumdakiler evlerinde, pijamaları ile, kucağında torunları oturuyorlar.

En çok kendine ait neyi kaybetmekten korkuyorsun?

Enstrüman çalamaz hale gelmekten korkuyorum.

Sahnede ölmek isteyenlerden misin?

Evet, son nefesime kadar müzik yapıyor olmak istiyorum.

Kendini kaç yaşında hissediyorsun Cahit Abi?

68 yaşındayım ama 50 yaşında hissediyorum.

Biraz önce gidenlerden konuştuk. Rahmetli Cem Karaca yaşasaydı, 5 Nisan’da 70. yaş gününü kutlayacaktı. Eğer Cem Karaca ile 1 gün daha geçirme fırsatın olsaydı, birlikte ne yapmak isterdin?

Küp gibi oluncaya kadar birlikte içerdik. En çok sevdiğimiz şeyi yapar, eski güzel günleri yad ederdik. Cem Karaca acayip matrak bir adamdı. Birlikte yine çok güleceğimiz bir sofrada vakit geçirirdik muhtemelen… Biraz da kadınlardan konuşurduk…

Çapkın bir adam mısın?

Eh, biraz 🙂 Malulen emekliliğe kadar, devam…

Senin için İstanbul nasıl bir yer?

Yav, hala güzel bir yer.

İstanbul müziğine etki eden bir yer mi?

Anne, babamdan kalan Boğaz manzaralı bir evde oturuyorum. Evime gelenler sen bu manzarada ne besteler yaparsın diyorlar ama hiç alakası yok. Bir tane bile yapmadım.

Müzik yaparken neler seni etkiler?

Ben şimdiye kadar bir kadına aşık olup, bir beste yapmadım.

Hayatta hiçbir kadına beste yapmadın mı?

Bir kişi hariç. Lisede aşık olduğum bir kız vardı. Onunla yurtdışına gitme hayalim vardı. O da bana aşıktı. Ama elele bile tutuşmadık.

Belki elini tutabilseydin, şuan aklına gelen kişi olmazdı…

Tutsaydım, oradan birlikte yürürdük diye düşünüyorum.

Tek gerçek aşkın o muydu? Bir daha aşık olmadın mı?

Ölüp, bittiğim bir kadın daha var.

Selvi Boylum Al Yazmalım’ın müziklerini yapan adama sormuş olayım; Aşk mı, sevgi mi?

Aşk adamıyım.

Kızın Müge aşk çocuğu mu?

Hayır değil. Kızımın annesi çok sevdiğim, saydığım biri. Onunla aşık olup evlenmedik.

Son dönemlerde hayata geçireceğin yeni projeler yada yakın zamanda konserlerin var mı?

Nisan ayında konser takvimimiz hayli yoğun. Bir de Sunay Akın ile birlikte hayata geçirdiğimiz çok keyifli bir iş var. Farklı ve sürprizleri olan bir sahne ile seyircilerle buluşuyoruz. Sürpriz bir albüm çıkaracağız. Moğollar olarak da Emrah Karaca’nın şarkısı olsun istiyorum. Emrah’ın sesine, tonuna uyan parçalar olsun istiyorum. Anlayacağınız, bir single yolda…

Son olarak röportajımızı mutfakta gerçekleştirdiğimiz için mutfakla aran nasıl öğrenmek istiyorum.

Yemek yapma konusunda çok başarılı değilim. Daha doğrusu yemek yapmaya meraklı değilim. Şeker hastası olduğum için her şeyi yiyemiyorum. Arada kaçamaklar yapıyorum. Türk Mutfağı, mutfaklar arasında favorimdir. Sonra Fransız Mutfağı gelir.