Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

    Savaş kelimesi bile başlı başına soğuk bir kelimeyken; bir insanın neden savaş fotoğrafçısı olmak istediğini anlamak zorlayıcı olabilir. Savaş fotoğrafçılığı diye bir meslek neden vardır? Bir savaş fotoğrafçısı ne yaşar? Gündelik hayatı nasıldır? Psikolojisi nerelerde dolaşır? Tüm bu soruların cevabı; savaşın vahşi yönüne şahit olup, savaşı bir özet olarak bizlerle paylaşan savaş fotoğrafçılarından biri olan Yusuf Sayman’a sorduk. Cevapları ise hayli ilginç…Savaş muhabirliği öncesinde ne yapıyordun?

    İstanbul’da grafik tasarım okudum. Ondan sonra New York’a taşındım. 2-3 sene grafikerlik yaptıktan sonra orada İlhan Erşahin’in yaklaşık 6 ay kadar Nublu isimli barını işlettim. Yine New York’taki International Center of Photography isimli fotoğrafçılık okulunda foto-muhabirlik okudum. Yaklaşık dört sene kadar daha New York’da yaşadıktan sonra İstanbul’a döndüm.

    Orada gazetecilik yaptın mı? İlk nereden başladın?

    İlk olarak New York’ta uzun süre hapis yatıp dışarı çıkan insanları ve onların dışarıdaki hayata adaptasyon süreçlerini konu alan bir proje yapmıştım. Sonra burada Kürt sorunuyla ilgili çalışmalar yapmaya başladım. En çok da Suriye hakkında çalıştım.

    Luhansk, Ukrayna Haziran 2015 Rus yanlısı ayrılıkçı milisler tarafından düşürülen uçağı ziyaret eden bir Ukraynalı.

    Bugüne kadar hangi kuruluşlara fotoğraflarını verdin?

    New York Times, The Guardian, Foreign Policy gibi pek çok yayınla çalıştım. Şu anda Daily Beast adlı bir web sayfası var. Onlarla çalışıyorum. Türk yayınlarıyla pek çalışmadım, hep yabancı yayınlarla çalıştım.

    İlk başlarda savaş muhabiri olarak bir hedefin var mıydı? Başlarken kafanda tasavvur ettiklerinden farklı neler yaşadın mesela?

    Aslında büyük hedeflerle bu mesleğe başlamadım. Savaş muhabirliği aslında; insanlara başkalarının acılarını anlatmak demek. Bu da biraz ego meselesi.  Başlarken daha kolay olacak zannediyorsun. İnsan, iş bulmak daha kolay olacak sanıyor. Hemen oraya buraya gitmeye başlayacakmışsın gibi. Çok zor bir meslek ve cephedeki zorluklar dışında freelance çalışanlar için gazetecilik biraz daha zor.

    İdlib, Suriye Ocak 2013 Atme kasabasındaki mülteci kampı.

    Bazı insanlar çalışırken normalden daha sinirli olduklarını söylerler bazıları ise çok sakin olduklarını. Sen iş başındayken nasılsındır?

    Yok, ben hiç sinirli olmuyorum. Benim çalıştığım yerler haliyle çok yüksek stresli yerler ve bu çok yoğun stres altında ben en iyi performansımı gösteriyorum. Savaş alanı gibi baskının yüksek olduğu yerler sanki benim doğal alanımmış gibi geliyor ve böyle gergin ortamlarda doğru kararlar verebiliyorum. Zaman zaman espriler yapıyorum, ortam birden bayağı eğlenceli oluyor. Aslında eğlenceli de olmuyor tabi, oradaki o eğlence yalan yani. Bu, insanın savunma mekanizmalarından biri. Vücudun üzerinde hissettiği baskıyı azaltmak için gösterilen bir refleks gibi. Mesela esprilere askerlerin falan gülmekten kırıldığı zamanlar oluyor. Komik bir şey olduğundan gülmüyorsun tabii de, korkunu öyle kanalize ediyorsun. Çok net oluyor herşey. Sadece fotoğraf çekiyorsun. Savaş alanında yaptığım iş ve hayatta kalmak dışında düşündüğün hiçbir şey olmuyor.

    Tel Hamis, Suriye Mart 2015 Süryani Askeri Konseyi üyesi bir savaşçı İŞİD’den ele geçirilen bir binada.

    Savaş fotoğrafları, hapishane fotoğrafları ya da kıyımlardan sonra sıcak bölgelerden gelen fotoğraflar… Bu fotoğraflar ne işe yarar?

    Bu tür fotoğraflar insanlığın geldiği en düşük noktayı gösteriyor baktığınızda. İnsanların yaptığı en kötü işleri ve düştükleri en kötü halleri gösteriyorum. Onun için bence bu çok önemli bir şey. İnsanların bununla yüzleşmesi, insanların neler yapabileceğini görmesi çok önemli bir şey. Güç odaklarının, devletlerin, hükümetlerin hesap vermesini sağlıyorsun. Mesela, Esad Halep’i bombalıyor ya da polis gaz sıkıyor… Böyle olaylardan kimsenin haberi olmayınca bunlar çok daha fazla yaşanıyor. Olayın yaşandığı yerde gazetecilerin olması, fotoğraflarla belgelenmesi bu tip olayların bir daha yaşanmasını engellemiyor ama engellemese de bir şekilde bir hesap verme mekanizmasına yol açıyor. Ya da yol açacağını umuyoruz.

    Kahire, Mısır Haziran 2013 Darbeden sonraki gün bir Morsi yanlısı gösterici.

    Senin içinde bulunduğun en kötü durumlardan ilk aklına gelenler hangileri?

    Halep herhalde. Halep çok korkunç bir yer. Bir de IŞİD’in yaptığı toplu mezarlar vardı. Onları çok net hatırlıyorum ki korkunç manzaralardı. Halep’te de durmayan, bitmeyen bir şiddet var. Cephenin ortasında pazar var mesela. İnsanlar orada yaşıyor. Çarşıya gidiyorsun, çarşı bombalanıyor. Domates falan alıyorsun, bir sokak ileride ise keskin nişancılar var, oradan geçersen seni öldürüyorlar. Pazarın ortasına bomba düşüyor.

    Helep, Suriye Nisan 2013 Halep’de Esat rejimini protesto eden bir aktivist.

    Hiç kabus görüyor musun? Cepheden geldikten sonra uzun süreli etkilerini hissediyor musun bu tip ortamların?

    Kabus görmüyorum ama kaldığın süreye de bağlı olarak dönünce, döndüğünü anlaman bir hafta falan alıyor. Devamlı bir panik halinde oluyorsun. Evinin sokağında yürürken bir yerde sniper varmış zannedebiliyorsun. Acayip bir hal. Beynin tam idrak edemiyor. Bir de abuk sabuk hareketler yapıyorsun, insan savaş alanından dönüncedevamlı sinirli biri olabiliyor.

    Hatay, Türkiye Aralık 2013 Suriye ve Hatay arasındaki sınırı belirleyen Asi nehrini geçen Suriyeli mülteciler.

    Çektiğin fotoğraflarda nelere dikkat ediyorsun?

    Benim sevdiğim fotoğraflar bir duygu iletenler. Yani fotoğrafın, karenin içindeki insanlar ve diğer her şeyle bir duygu iletip hikâye anlatması lazım. Ateş eden adamlar vesaire beni çok ilgilendirmiyor. Böyle şeyler bana ilginç gelmiyor. Bana o ifadelerle bir şekilde orada hissedilen duyguyu anlatması lazım.

    İstanbul, Haziran 2013 Gezi protestoları sırasında Gümüşsuyu.

    Hangi detaylardan nasıl çıkarımlar yaparsın? Savaşı görmemiş insanların değil de senin ufak tefek ayrıntılardan görüp anladığın neler var?

    Ben askeri şeylere meraklı olduğum için silah tiplerine falan dikkat ediyorum. Suriyeli bir savaşçının elinde Belçika yapımı bir silah gördüğünde mesela “Ne alaka?” diyorsun.