“Fotoğraf Özgürlüktür; Kalıplara Sığdırılamayacak Kadar Özgür” Hakan Ka

Dijital fotoğraf çağındayız, artık makineler gözün gördüğü de dahil olmak üzere neredeyse bize daha çekerken fotoğrafı yorumlama şansı veriyor… – Hakan Ka

Sizi daha yakından tanıyabilmek adına biraz kendinizden bahseder misiniz?

Merhaba; ben Hakan Ka, Marmara üniversitesi Spor Akademisi okudum. 39 yaşındayım yaklaşık 20 senedir televizyon sektöründeyim… Bu süreç zarfında Televizyonla ilgili tamir dışında her şeyi yaptım sanırım.

TV kariyerim oyunculuk ve sunuculukla başladı… Sonrasında Sinevizyon, Endemol Shine group ve şu anda da Pervasiz yapım gibi sektörün önde gelen, ciddi prodüksiyon şirketlerinde kreatif içerik direktörü olarak çalıştım, çalışıyorum, çalışacağım…

Sizin fotoğrafçılık hikâyeniz nasıl başladı?

Çok sevdiğim rahmetli babamı kaybettikten bir kaç sene sonra sanıyorum duygularımı aşırı baskıladığım için panik atak hastalığına yakalandım… Psikolog bir arkadaşım; fotoğrafın bana iyi geleceğini, işim sayesinde yani oyunculuk yaptığım için ışık ve dramatik bakış açısıyla bu hobiyi sevebileceğimi hatta başarılı da olabileceğimi söyledi… O da fotoğraf çekiyordu ve birlikte bana bir makine alarak başladık işe… Hafta sonu tatillerinde, sabahları çok erken kalkarak, yoğun Cuma ve Cumartesi gecelerinden bitap düşmüş İstanbul sokaklarını çekmeye başladım… Tüm gün yürüyor, çekiyor, yürüyor İstanbul’u içime çekiyordum… Çektiğim her nefesin bana İstanbul kadar şifa olacağını hissederek… Nitekim bir kaç ay sonra hatırı sayılır bir düzelme yaşadım… Fotoğraf sayesinde yeni arkadaşlar tanıyor, tecrübelerimizi paylaşıyorum… Bu bana çok iyi geldi çok…

Sonrasında bu enerjiyi bir yere akıtmak gerekiyordu ki instagram’ı keşfettim… Hemen kendime (@hakanka) adında bir hesap açtım… İnsanların güzel yorumları beni daha da motive etti fotoğrafa, merak etmeye, öğrenmeye doymaz olmuştum… Halen daha doymuyorum yeni tecrübelere. Sanırım fotoğrafın en güzel yönlerinden birisi hayat gibi olması, öğrenmenin, keşfetmenin sonu yok…

İnsanın doğayla beraber şekillendiği kırsal bölgelerden kareler yakalarken, kompozisyonlarınızda renk, doku ve hikaye olarak neler arıyorsunuz?

Ben doğallığa önem veriyorum, bozulmamış, oynanmamış, ya da korunmuş bölgelerde fotoğraf çekmek beni mutlu ediyor… Bir de mekan iddialı olmalı, bana spektaküler fotoğraflar vaad etmeli… O yüzden beni favorim özellikle yansıma fotoğrafları… Bulut da önemli benim için, çoğu zaman bulut olmayan bir havada makinemi çantadan bile çıkarmıyorum… Efektif olmalı fotoğraf.

Fotoğraf çekerken en çok neye dikkat ediyorsunuz? Düşündüğünüz kareleri yakalamak için neler yapıyorsunuz?

Oyunculukta sahnenin çekeceği mekânı incelemek çok önemlidir… İyi bir oyuncu çekim mekânına geldiğinde dikkatlice mekanı inceler, belki masadaki sürahi, belki perdesi kapalı bir pencere, belki de sadece bir tükenmez kalem çok şey katabilir oyuna…

Fotoğraf da öyle, çekmeye çalıştığım mekana bakarım, belki bir göl, belki bir su parçası, ya da bir ışık hüzmesi, aynı açı da çok farklı açıları yakalamanıza sebep olabilir… Ama bulut önemli.

Gününüzün ne kadarını fotoğrafa ayırıyorsunuz?

Bana fotoğraf çekmek demeniz yeter, günün hangi saati, hangi mekanı olduğunun önemi yok… Günde 25 saat demek istiyorum…

Fotoğrafın gözün gördüğü şekilde çıkması mı iyi, yoksa aydınlatılmış hali mi? Makinedeki işleme sistemi nasıl çalışır, çıplak gözle görüneni çekmek mümkün mü? Nerelere dikkat edilmeli?

Dijital fotoğraf çağındayız, artık makineler gözün gördüğü de dahil olmak üzere neredeyse bize daha çekerken fotoğrafı yorumlama şansı veriyor… Ayrıca çektiğimiz ham fotoğraf formatları da (raw) bize fotoğrafı istediğimiz gibi işleme şansı tanıyor… Bu konudaki tarz, teknikler, bakış açıları değişkenlik gösteriyor… Şahsen ben gerçeklik dışına taşan editleri sevmiyorum ama fotoğrafı biraz renklendirmek, güzelleştirmek yolunda yapılan dokunuşların da hastasıyım.

Photoshop sizce ne kadar etik bir davranış? PS bir yerde manipülasyon değil mi, her şeyi PS’de yapmak etik mi?

Photoshop’un etik olup olmadığını tartışmak bence saçma. Yani teknoloji eğer bana bir fotoğrafa güzel dokunuşlar yapma fırsatı veriyorsa neden kullanmayayım ki? Şöyle söyleyeyim mesela bir sokak çekiyorsunuz, yarısı gölge, yarısı ışık; bulutları netleşiyorsunuz sokak kararıyor, sokağı netliyorsunuz bulutlar patlıyor… Elinizdeki teknik imkanları düşünerek sokağı karanlık çekiyorsunuz, masa da gölgeleri açıyorsunuz bu kadar basit Manipülasyon eğer bir teknik ve içine hayal ürünü müdahalelerle, bunu aleni yaparak uygulanıyorsa bir tarzdır ve müthiş yapan insanlar tanıyorum… Ama eğer insanları aldatmaya yönelik, çıkar amaçlı sahtekârlık adına yapılıyorsa şiddetle kınarım… Bence fotoğraf özgürlüktür…

Sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle birlikte fotoğrafçı popülâsyonunda artış yaşıyoruz. Filtreleri doğru kullanan herkes düşündükleri kadar iyi fotoğraflar ortaya koyabiliyor mu sizce?

Bu çok doğal bir süreç tabii… Tüm dünyada da böyle… Fotoğrafçılık sadece profesyonel makinelerle olmuyor, artık cep telefonları da harika fotoğraflar çekiyor… Bu fotoğrafları sosyal medya hesaplarında paylaşabiliyor olmak, popüler hesaplara sahip olmak bir süre sonra yarı profesyonel hatta profesyonel makinelere geçiş sürecine sebep olabiliyor… Fotoğrafçılık sektörüne de katkısı kaçınılmaz, ciddi bir Pazar haline geldi…

Filtre fotoğrafçılığı, dikkat çekici fotoğraflar yaratmak için enteresan çözümler sunuyor. Çoğu zaman kötü bir fotoğraf bile filtre programlarıyla ilgi çekici hale gelebiliyor… Ama bu daha çok sosyal medya sirkülasyonunda kabul görüyor… Eğlence amaçlı yani.

Markalar artık sosyal medyayı bir reklam mecrası olarak görmeye başladılar değil mi?

Kesinlikle öyle. Genel olarak değerlendirilecek olursa bu konuda tv tartışmasız önde, ama ikinci ekran dediğimiz akıllı telefonlar son yıllarda insanların her dakika zaman geçirdiği bir mecra haline geldi… Şunu sormak istiyorum? İşe giderken telefonunuzu evde unuttunuz ve bunu iş yerine vardığınızda anladınız… Gününüz nasıl geçer? İşte bu kadar bağımlılık yapan ve sürekli içerik takip edilen bir mecrada reklam verenin olmaması mümkün değil… Bunun yolu da popüler uygulamalardaki popüler ve çok takip edilen kullanıcı hesaplarında konumlanmak, reklam çalışmaları yapmak… Markaları sosyal medyaya ciddi anlamda yönelmiş durumda …

Son on yıl içerisinde insanların fotoğrafa bakış açısı ne derece değişti?

Yukarıda pek çok soruda da cevapladığım gibi, popüler akım, çabuk yayılan, çok fazla insanla iletişim bağı kurmaya yarayan, görsel içerik paylaşmaya imkân tanıyan sosyal mecralara kaydı… Kaliteli Görsel içerik üretimi, başta cep telefonları, tabletlere entegre edildi. Yani fotoğrafı çektiği makineyle, her yerde paylaşım yapabilme imkânından bahsediyorum… Bu değişim de başta fotoğrafa bakış açısı çok şeyi değiştirdi.